Son düzeltme: 14.4.2008

İsa Mesih’in Yolları

Lisanlar


 Bilgilendirme : İsa Mesih ve İslam.

Dinler arası dialog

Bu, tıpkı yıllardır olduğu gibi “dinler arasında barışçıl bir diyaloğa” ve dinlerin birbirini daha iyi anlamalarına bir katkıdır. Bu yazı, ne İslam’ı bir bütün olarak vasıflandırma iddiasını gütmez ne de İslam dininin bünyesinde çeşitli öğretilerin bulunduğu gözardı eder.

Kur’an-ı Kerim*) ve kendilerine kitap indirilmiş olan diğer dinler.

İslam, "Tanrı’nın iradesine teslim olmak" demektir.

İslam’ın kutsal kitabı olan Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed Peygambere Cebrail adlı melek (bu melekle Hristiyanlıkta Gabriel olarak bilinen büyük meleğin aynı olduğu kabul edilebilir) tarafından aktarılmış olan, ilahi vahiydir. Kesin olan, Kur’an-ı Kerim’in merkezi bir öneme haiz olduğudur. Bundan da öte yorumlarda Peygamber Hz. Muhammed zamanından (Hadis) bugüne aktarılan adetler (Sünnet; kelime anlamı: „alışkanlık, adet") de önemli bir rol oynarlar. Peygamber Hz. Muhammed de davranışı itibariyle bir tanrı değil, bir insandır. Hristiyanlarda olduğu gibi Müslümanlarda da kutsal kitabı iyi bilmeyen insanların olduğu akılda tutulmalıdır.

Hristiyanlar veya Yahudiler Kur’an-ı Kerim’in bazı surelerinde doğrudan"ehl-i kitap" (örneğin sure 4, 171*) ve "İsrail oğulları” olarak adlandırılmaktadır. Bu nedenle bunlar da Kur’an-ı Kerim’le ilgilenilmelidirler (ki çoğu bunu yapmamaktadır). Din bilimi her halükarda tüm dinlerin kutsal kitapları ile ilgilenmektedir ve bunların tarihsel gelişiminin yanısıra yorum farklılıklarıyla da ilgilenir. Ancak kutsal kitaplar hürmetle araştırılmalıdır. Müslüman Kur’an-ı Kerim yorumcularının (müfessirin) bir kısmı, Kur’an-ı Kerim’in ilk şekliyle hala var olduğunu – Allah’ın emanetine – ve bu ilk şekline ancak saf meleklerle saf insani resullerin ulaşabileceğini yazmışlardır. Zine başka Kur’an-ı Kerim yorumcuları, dünyada bulunan Kur’an-ı Kerim’i okuyanların saf olması gerektiği şeklinde bir yorumda bulunmuşlardır.

Peygamberin, resullerin arası kesildiği bir „zamanda" (ya da zaman aralığında) gönderildiği kabul edilir (Sure 5,19*). Kur’an-ı Kerim Peygamber Hz. Muhammed’in öğretileri doğrultusunda inananlar, „ehl-i kitap" olanlar (kendilerine kitap gönderilenler) ile „kâfirler" arasında ayrım yapar. „Ehl-i kitap" olarak özellikle Müslümanlarla aynı gelenekten gelen Yahudilerle Hristiyanlar kastedilir. Bazen Zerdüştler de kastedilir (Sure 22,17*).
Kur’an bir „peygamberler" zincirinden de bahsedilir. Bu peygamberlerin hepsi de yaşadıkları dönemde içerisinde öğretilerinde tek bir Allah’tan, ahiretteki hesaplaşmadan ve kendi halkları için duadan vs. söz ederler (örne
ğin Sure 6, 83-92; Sure 7, Sure 4,136*). Bu dinlere inanan insanlar ortak temellerin varlığına inandıkları sürece, Kur’an-ı Kerim’de dahi kâfir olarak sayılmazlar (Sure 5,48* ve diğerleri). İslamiyetin ilk yüzyıllarında Yahudiler ve Hristiyanlar üzerinde İslama geçmeleri için baskı oluşturulmamıştır (Kur’an-ı Kerim’in öğretisine uygun olarak: „Dinde zorlama yoktur", bkz. Sure 2, 256*).
Hz. İbrahim, tek tük olarak doğrudan tek Allah inançına eren „Hanefilerdendir".
Allah (İslamdan önce Al-ilah), samice bir kelimedir ve Hz. Musa’nın İbranice kitaplarında Tanrı’nın ismi olan „Elohim" kelimesiyle kesinlikle aynı kökenden gelmektedir.

„Kafir" olarak (kelime anamı: „Üzerini örtenler") kelimenin dar anlamıyla Peygamber Hz. Muhammed zamanındaki manasıyla çok tanrılığa inananlar ya da putperestler kastedilirdi. Peygamber Hz. Muhammed Arabistan’da bunlara karşı savaşmıştır. Bunlarla karşı Yahudilerin ve Hristiyanların İncil’inde de uyarılar yapılır. Kelimenin geniş anlamıyla bugünkü kafir kelimesiyle ise İslam dininde Allah’a ve özdükten sonraki mahkemeye inanmayanlar kastedilir. Bu kavram bazen yanlışlıkla Müslüman olmayan ya da başka bir yönde ilerleyen Müslüman anlamında da kullanılır.

Kur’an-ı Kerim’de İsa Mesih.

Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri, Kur’an-ı Kerim’in bazı yerlerinde Hz. İsa’dan bir peygamber, Allah’ın resulü, Allah’ın "sözü" (bu konuda fazla ayrıntıya girilmez) ve Allah’ın bir ruhu olarak bahsedildiğidir (Sure 4,171). "Adem gibi yaratılmıştır" (Sure 2, 3, 5, ...). Demek ki, Hz. İsa’yı sadece sosyal bir devrimci olarak tanımlayan modern Hristiyan ilahiyatçılarla kıyaslandığında iyi anlaşılan bir İslam’ın Hz. İsa’ya biçtiği değerin kesinlikle daha yüksek olduğu görülmektedir. Buna karşın, Hz. İsa’nın teslis inancı çerçevesinde tanrının oğlu olduğuna dair iddia İslam’da kabul görmemektedir. Bu hususu, otantik biçimde de olsa, zamanında başka çıkış noktalarını kendine temel kabul eden insanların da anlayabileceği şekilde anlatabilecek Hristiyanlar hemen hemen hiç kalmamıştı (örneğin Sure 6, 101*). Romalılar mektubu 1.4’te Hz. İsa kutsal ruhun gücü ile Tanrı’nın "oğlu olarak kabul edilmiştir" (yani doğmamıştır). 
İslam inancında Tanrı’nın doğmadığı ve Hz. İsa’nın doğrulmadığı, aksine yaratıldığı anlayışı Hristiyanlık anlayışıyla aslında örtüşmektedir. Ayrıca "Logos" (Yunanca) kelimesi (İncil de Hz.İsa’nın tanrısal menşeli veya tanrı tarafından gönderildiği anlamına gelmektedir) de İncil’lerde "kelam" (bkz. yukarı) olarak tercüme edilmiştir, ki bu kelime Kur’an-ı Kerim’de Hz. İsa için kullanılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in bazı ilhamlarında (İncil’de olduğu gibi) hem Müslümanların hem de Hristiyanların tam olarak çözemediği ve gereksiz yere terim tartışmalarına yol açan sırlar mı mevcut acaba? Hristiyanların bu öğretiyi "çok tanrıcılık öğretisi" gibi sundukları yerlerde dahi bu husus Hz. İsa’nın kendi öğretisine uygun değildir: "Benim adımla Baba’ya (Tanrıya) dua ediniz" (
İncil, Yuhanna 15:16). Hz. İsa’nın hayatında her şey çok bağlı olduğu Tanrı ile ilgilidir ve kendisi de insanları ona götürmek ister.

"Logos" kelimesi (Yunanca, Yuhanna 1’de „Tanrı’nın sözü", Mesih ile bağlantılı bir tanım) Parets’in Kur’an-ı Kerim çevirisinde (Almanca) Hz. İsa’dan ayrı kullanılsa da, başka Kur’an-ı Kerim yayınlarında Tanrı’nın „meselesi" veya Tanrı’nın emri olarak kullanılır (Sure 13,2 und 13,11*).

Kur’an-ı Kerim Hz. İsa’nın "Adem gibi yaratıldığını” (Sure 3, 59*) kabul eder. Meryem’in (Maria), bir bakire olarak Hz. İsa’yı doğuracağını ileten, Tanrı’nın ruhundan gelen bir „resulden" söz eder (Sure 19,17-22*). Hristiyan inanışına göre Tanrı’nın meleği, Hz. İsa’nın kutsal ruhtan doğuduğunu ilan ediyor. Kur’an-ı Kerim’de ayrıca Hz. İsa’nın kutsal ruh/ mukaddes ruh ile desteklendiği belirtilir (Sure 5,110*).

Kur’an-ı Kerim’e göre Hz. İsa dirileceğini duyurur (Sure 19, 33*). Ancak bu ifadeyle, Hz. İsa’nın Kur’an-ı Kerim’de de sık sık dile getirilen "kıyamet gününde" (Kur’an-ı Kerim’de çokca bahsedilen mahkemenin olduğu, inananların dirildiği gün) tekrar döneceği de kastedilmiş olabilir (Sure 4, 159*). Kur’an-ı Kerim, Hz. İsa’nın hayattayken göğe yükseltildiğinden söz eder (Sure 4, 157-159*; Sure 3, 55*).
Müslümanlar ve Hristiyanlar, Hz. İsa’nın, Hristiyanların dediği gibi göğe yükseltilmeden önce çarmıha gerilmesi, ölmesi ve Tanrı ile ölümü aşması hususlarında mutabık değiller. Müslümanlar, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden canlı olarak göğe yükselttiğine inanırlar. Buna karşın Hz. İsa’nın göğe yükseltildiği dönemde "ölmüş” olmadığı, aksine örneğin insanlara nasihatler verdiği inancı, her iki dinde de ortak bir inanctır.
Sure 3,55* veya Sure 5,48*’de şöyle yazmaktadır: "... seni arındıracağım " ve "Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri O haber verecektir." Bu açıdan Müslümanlar ve Hristiyanlar gizli kalan bazı hususların çözümleri üzerine kavga edeceklerine, sakin bir şekilde çözülmelerini bekleyebilirler.

Aynı zamanda Kur’an-ı Kerim, inananların hesap sorulacağı zaman dirileceklerini de bildirir (Sure 36, 77-83; Sure 69, 13-37; Sure 75 ve Sure 99* vs.). Hz. İsa o zaman geri gelecek ve kitaba inanan insanların şahidi olacaktır (Sure 4,159; karşılaştır: Sure 16,89*). Allah’a ve ahirete inanıp (bunlara Müslümler olmayanlar da dahildir) iyilik yapanların () Kur’an-ı Kerim’e göre hesap gününden korkmalarına gerek yoktur (Sure 2,62; Sure 4,123-124; Sure 7,170*). Hem Kur’an-ı Kerim’e hem de İncil’e göre hesap günü Allah’ın bir meselesi olup, ister Hristiyan, ister Müslüman isterse Yahudi olsun, insanların meselesi değildir.
(Dinler arasında yapılan bu gibi karşılaştırmalarla Kur’an-ı Kerim’in bağımsızlığı konusunda herhangi bir şüphe yaratmak istenmiyoruz.)

İslamın ve Hristiyanlığın ahlaki temellerine dair

Anılan üç „İbrahim dininin“ ahlaki temelleri arasında da yakın bir ilişki vardır. Hristiyanlığın şartları (her ne kadar listelenmemiş olsalar da), İslam’da da mevcuttur, örneğin Sure 17,22-39; Sure 5,38-40; Sure 2,188; Sure 4,135; Sure 2,195 ve Sure 17,70* (İnsanlık onuru). Örneğin Kur’an-ı Kerim, suçsuz insanların öldürülmesini istisnasız bir şekilde kesinlikle yasaklar (Sure 5,27-32*). „Cihat" kelimesi sadece „Mücadele" anlamındadır. „Kutsal Savaş“ ise Kur’an-ı Kerim’den alınma değildir, aksine Peygamber Hz. Muhammed’in ve İslam-i Hukuk mekteplerinin beklentileri sonucu ortaya çıkmıştır. İnsanın, kendi içinde olan ve kendisini tanrıdan uzaklaştıran nefisine karşı olan manevi-ahlaki mücadelesi, "Büyük Cihat" olarak adlandırılır ve bu mücadeleye, diğer bütün harici mücadelelerden daha fazla önem verilir (Bu konuda bkz. Hz. İsa’nın mesajına : "Önce çöpü kendi gözünden çıkart ..." Bu şekilde birçok harici çatışmanın zemini yok olabilir). "Sözlü Cihat", inancın barışçıl olarak temsil edilmesidir. "Fiili Cihat", inananın hareketleriyle örnek olmasıdır. "Kılıçla Yürütülen Cihat" (buna "Küçük Cihat" da denir), inananların tehlike altında olmaları durumunda söz konusu olur ve savunma amaçlıdır (bkz. Kur’an-ı Kerim, Sure 2, 190). Cinsiyetler arası ilişki konusunda ise Kur’an-ı Kerim’de geçen geleneksel kurallar (buna başka dinden olan insanlarla evlenmeyi yasaklayan kural da dahildir) ise oldukça kapsamlıdır.

İslami uygulamalara şunlar dahildir: "Allah’tan başka tanrı olmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik etmek; farz olunan günlük namazları yerine getirmek (Sure 2,177*); yılda bir defa Ramazan ayında oruç tutmak (Sure 2,185*); mümkünse hayatta en az bir kez hacca gitmek (Sure 2,196*); zekatı (sosyal amaçlara yönelk ödeme) gerçekleştirmek (Sure 2,177*)."

Bugünkü İslamda dini ve ahlaki konularda karar verebilecek merkezi bir kurum bulunmamaktadır. Buna rağmen alimlerin belirgin bir çoğunluğunun kabul ettiği pozisyonlar büyük bir ihtimalle genel kabul görmektedir.

 *) Kohlhammer Yayınevi tarafından yayınlanan „Der Koran, Übersetzung von Rudi Paret" (Kur’an, Rudi Paret Çevirisi) esas alınmıştır. Söz konusu çeviri bilimsel kriterlere uygun olup metinde bire bir çeviriler ile metnin dilsel açıdan daha iyi anlaşılmasına yarayan eklemeler arasında ayrım yapılmaktadır. Buradaki sureler için İslam dünyasında genel kabul gören mısır sıralaması esas alınmıştır. Başka çevirilerde suretler için diğer iki sıralama şeklinden biri kullanıyor olabilir. Bu durumda metinde söz edilen yeri, belirtilen suret sıra numarasının biraz öncesinde ya da sonrasında bulabilirsiniz. Kur’an-ı Kerim’in zor çevrilebilir olması yukarıda belirtilen anlamı açık kısımlar için pek de geçerli değildir. Kur’an-ı Kerim’in söz edilen bu yerler, aynı zamanda Müslüman alimler (örneğin Dünya İslam Konsey’inin eski başkanı Dr. Inamullah Khan) tarafından da kabul gören ve yorumlarında Kur’an-ı Kerim mekteplerinin geleneksel yorumlarını da dikkate alan "Der Koran, übersetzt und kommentiert von Adel Theodor Khoury, 2007(deutsch)" (Kur’an, Adel Theodor Khoury Çevirisi ve Yorumu) isimli kaynakla de içeriksel olarak karşılaştırılmıştır.

 ***) Tarihsel "haçlı seferleri" de insan eylemi olup İncil’e dayandırılamaz. Bu nedenle günümüzde örneğin Avrupalı Hristiyanlarda bunların olumsuz bir izlenimi hakimdir.

 

Mesih’li Yollar Homepage’ine

“Mesih’in Yolları” isimli Internet sitesi, bir araştırma ve bilgilendirme projesidir. Kiliselerden, mezheplerden ya da başka dini cemaatlerden bağımsızdır ( ancak bunlara karşı da değildir ). Bu site, dinler arasında barışçıl ilişkileri ve daha derin bir anlaşmayı teşvik etmektedir. “Mesih’in Yolları” ticari kazanç ve siyasal etkinlik amaçlamamaktadır. Mesih’in Yolları misyonerlik ile uğraşmamakta ve üye kazanmak için reklam yapmamaktadır.